the strangers
Sevimsiz insanlar topluluğunda yaşadığımız için beğeninin nasıl algılandıgını bilmiyoruz. Aslında sorun nasıl eglenecegimizi bilmememizden de kaynaklanıyor. Keyfini çıkarmak, bizim gibi az gelişmiş canlılar için olası bir durum degil. İyi bir şov seyrederken Cem Yılmaz’ın dedigi gibi hasılatı hesaplıyoruz ya da kesin ip var hacı deyip o anın içine sıçıyoruz.
İşte bazı filmler vardır ki neden, niye lan diye soramazsınız. Yıllarca seri katillere neden sorusunu sormaları ve cevabının fındık kadar büyük olması insan denen denyonun çok büyük sonuçlar araması…
O kadar uzaga gitmeye gerek yok.
Ben kimim, ne isterim, gereksinimlerim, duruşum, bu tip durumlarda nasıl davranırım işte bu soruların cevabını vermek kendini tanımak daha sonra şu aptal hayatın keyfine varmak….
Yıllarca çevremde ukela dümbelek oldu. Bunlardan biri de ben değil miydim. Daha sonra begeni begenmeme kriterlerim kendimi geliştirerek ve tanıyarak şekillendi. Artık daha duragan daha tebirli davranıyorum. Hele bunu görsel ve yazılı olaylarda iki kere düşünerek uzak duruyorum. (hahaha)
Geçen ilyakla konuştugumuz gibi cümleler ve ses herkes için farklı algılanabilir. Bunun içindir ki kitap eleştirmesine, müzik dinleti yorumlarına pek dikkat etmem. Ne yaşadıgımı hangi kelimenin beni etkiledigini dışarıdan biri bilebilir mi?
Ama elbette bir şablon içinde doğrular belirlenmeli.
Erkekler için geri çevrilmek kabul görmemek ciddi anlamda problem yaratan bir durumdur. Hangi dalkavuk hiç takmam dese de yataga girdiginde bir suçluluk duyar yastıkları yumruklayıp hiç teklif etmeseydim der.
Yıllarca doktorların üzerinde durdugu suçluluk duygusu değişik şekillerde algılanabilir.
İşte statü durumundan kaynaklanan bu durum bir anda yelkenlerin suya inmesini sağlar. Bir kıza evlenme teklifi ettiğinizde refüze edilmek can sıkıcı bir durum olsa gerek. Hayır diyen kızla geceye devam etmek sizi kılıktan kılıga sokabilir. Kafanızda dolaşan tilkiler nerenizin eksik oldugunu tartmaya çalışırken kızın bu duruma hazır olmaması sizi asla ilgilendirmez.
Zaten hazır diye bir durum da yoktur. Eger karşılıksız bir çek almışsanız durumu degerlendirmek gerekir. Ne de olasa insan her yıl birine evlenme teklifinde buşunmaz.
İşte bu psikoloji, bu altyapı ile çiftimiz bir aile veya dost evinde konaklamak zorundalardır. Bilmedikleri evin içinde konu hep kabul görmemiş malum konuya gelir. Erkek adam sinirlenmiştir. Kız içinde bulundugu durumu bildigi halde ağlamaya başlar. Saat sabahın 3 olmuştır ve kapı ansızın çalar. Genç bir kız Tamara evde mi diye sorar. İşte bundan sonra olaylar gelişir.
Ben filmi begendim.
Kristen Mckay’ın (Liv Tyler) ilerleyen dakikalarda kabul etmediği yüzügü takması, genç adamın en yakın arkadaşını katletmesi hepsi iyi bir sunum oluşturmuş. Müzik kullanımı tamam. Belkide film de gözümüze en çok batacak sahne refüze edilmiş adamın sabahın bir saatinde sevdigi insanı bırakıp sigara alması olabilir.
Ama içinde bulundugu durum yalnız kalma beklentisi belkide bu saçmalıgı görmezden gelmemize sebep olabilir.
Not: Yönetmen koltuguna ilk olarak Mark Romanek düşünülmüş ama kendisi böyle bir filmin bütçesinin 40 milyon dolar oldugunu söyleyince hemen kendisinden vazgeçilmiş.
Senaryo yazarı Bryan Bertino filmi 9 milyon dolar bütçe ile tamamlamış gişe olarak da 50 milyon dolar kaldırmıştır.
Demek ki sessizlik iyidir.
If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.

Comments
No comments yet.
Sorry, the comment form is closed at this time.