hep aynı
gene yagmur yagıyordu. bu nasıl bir durum derken koşmam gerekti. simit ve karper peyniri geniş iç cebime koyup koşmaya başladım. konum olarak oturdugum alanı severdim. sabahları tüm güzellikleri ile kadınlar kaldırımlarda salınırdı. akşam ise topuklu ayakkabıdan bilekleri agrımış suratsızlıkları ile servis beklerlerdi.
erkek adamla işim olmazdı onlar sabahın ilk saatlerinde sigara tüttürüp kimin etek, kimin pantolon giydigine bakardı. hepsinin gerisinde durup kadınların tarzlarına puanlar verirdim. caminin konumunu yıllarca sorgulamıstım. olmadıgını farz edsem içim daha rahat olacaktı. daha sonra bu gökdelenlerin arasında sıkışmış cami de hiç cenaze kalkmadıgını anımsadım.
neyse. kaldırımlarda özellikle topuklu ayakkabılar ilgimi cekerdi. bilek biraz kıvrım kazanınca kadınların duruşunda bir değişiklik oluyordu.
nedense her sabah aynı insanları görme lüksüm olmazdı devamlı yeni insanlar gelir geçer yeni yetmelerin arasında biraz daha kartlar yerlerini alırlardı. bankaları geçtikten sonra köprüye dogru hep aynı yerde bir servis arabası boşalırdı. şişko kadınlar nedense ilk inerlerdi. o zamanlar bende yavaşlar arabadan çıkacak süprizi beklerdim.
hergün aynı yolu tepince insanın canısıkılırdı böyle olmasın diye insanların gözlerine bakıp onlarla konuşmaya çalışırdım. ama kimse bana yüz vermezdi. hatta kolları agır çanta ve torbadan ağrımış bir kıza verin ben taşıyım dedigimde kız koşarak uzaklaşmıştı.
bu cadde de bir de boş gezen, milletten para isteyen ayrı bir tayfa vardı. bunlar şehirlerine dönmek için yalanlar uydurup sizi bir dakka bakar mısın diye alıkoyarlardı.
son 6 aya kadar dokunduklarını görmemiştim ama geçen hafta biri kolumdan tutup durdurunca kulaklıklarımı çıkarıp yüzüne bakıp onu dinledim.
bana yalan söyleme dedim. inşaat şirketim oldugunu ve isterse kendisini moskovaya işçi olarak gönderebilecegimi söyledim. bunu o kadar kararlı söylemiştim ki adamdan cevap degil telefon numarası bekliyordum. karşımdaki biraz afallayıp ne istedigini unuttu. dedim para lazımsa sana aslanlar gibi iş işte dedim. üzerine gidip telefonunu istedim. elbette adam yok falan diyerek benden kurtulmaya çalıştı. arkasından koşarak al bu numarayı diye sallama bir numara verdim. adamın gözleri büyüdü yok abileri sıraladı, amaları arka arkaya geldi.
çalışmak istiyorsa bu iş böyle dedim.
sonra aklıma geldi…..
yıllar önce beyoglunda iyi bir hikaye arıyordum. ara sokaklara girip hikayenin konusunu çıkarmaya çalışmaktaydım. bu sefer iyi bir şey yakalayacagımı umarak havanın kararmasını bekledim.
köşe başında karşıma kısa boylu kot ceketli bir genç cocuk çıktı. aradıgım hikaye bu demiştim içimden.
bana eve dönmek için paraya ihtiyacı oldugunu söyledi.inandırıcı olsun diye de bir otobüs numarası salladı 94E. ona daha da yaklaşarak bana yalan söyleme dedim.
daha da ileri gidip annesinin hasta oldugunu söyledi. benden alacagı para ile bira içecegi kesin olan bu gence gel dedim ve onu taksimdeki büfelere götürdüm. bana bir hikaye anlat bakalım dedim tostu gagalarken.
herkesin bildik hikayelerini sıralayınca canım sıkıldı. bu mu dedim bu mu. aklım almıyordu.
bir bira için düşülen duruma acıdım ve oradan hesabı ödemeden uzaklaştım.
Galatasaraya dogru ilerlerken yanıma bir punk oldugunu sanan leş kokulu bir çocuk geldi. eve dönmem gerek yalanı ile bana sıgındı. ona bir bira ısmarlasam bana ne anlatacagını sordugumda annem dedi.
annem iyi bir kadın onu anlatabilirim dedi.
işte bu lafı duydugumda karşımda duran punk adayı genç karşımda takım elbiselerle kaldı.
annesinin çok iyi biri olduğunu ve kendisini üzmemek için nelere katlandığını anlattıkça içim sıkıldı dedim ki bu mu bu mu tüm hikaye. birayı yarıda bırakıp masaya para bırakıp oradan kaçtım.
şansımı birazda cinsel içerikli hikayelerde denemeye karar verdim. ara sokaga girdigimde beyaz gömlek beyaz ceketli bir yumurta koluma girdi.
işte abim dogru yerdesin diyerek ne istedigimi sordu. kadın mı erkek mi. sonra renkleri sıraladı. sarı siyah kızıl. siyah mı diye tekrarladım. abi dedi bozulmuş olarak sen yabancı degilsin kızıl derim diye elleri ile gögüsüme vurdu. hayatımda ilk defa gördügüm bu pezevenk le bu kadar yakınlaşma ilk önce hoş gelmişti ama daha sonra kokmaya başladım.
tamam diyerek kızıl beklentimi yükselttim. ama onu uyararak bana genç bir manita değil 25 ini aşmış olgun bir karı getirmesini tembihledim.
bana bakıp sırıtan bu ince bıyıklı benden para istedi. dedi abijim kaporamı alayım.
sen öyle adam degilsin ama genede dedi. cebimden bir 30 çıktı. bu kızılın bana kaça patlayacagını düşünüyordum birde çıkacak hikayeyi elbette. bir de düştügüm durumu..
adam ortadan kaybolup sokak arasındaki kahveyi işaret etti.
bir çay söyledim ve etrafı kesmeye başladım. nasıl bir sigara dumanı, oracıkta bogulabilirdim.
adan gerçektende 5 dakka içinde geri geldi. gel şöyle diye beni kenara çekti. sanki biraz sertleşmişti. kızlarımı döversen dedi. bıçak çekip cümlesini tamamladı ya da bi sapıklık… alırım façanı.
sanırım bu iyi bi hikaye başlangıcı olacaktı.
beyaz bir kartala dogru yollandık. arabanın içinde 2 kadın vardı. yüzlerini göremesemde biraz tombul olduklarını gözlemledim.
o an aktüel dergisindeki kapak aklıma geldi. Beyaz kartal kabusu başlıklı haber fazla sessiz kalıyordu. adam kapıyı açıp önce bi konuşalım dedi. ben olayların içiersine dahil edilmiş topun gelişine vurarak ilerliyordum. tombul 2 kadın agızlarındaki cikletlerle kahkahalar attılar. ortada komik olan bi durum göremesemde bende gerzek gibi sırıttım.
adam
baba kızlarımız bunlar, yola çıkmışken sakın geri döneyim deme alırım paranı dese de hiç bir şey yapmaya niyetim olmadıgını düşünmüştüm.
balık etli olan adının şebnem oldugunu ögrendiğim kızı elimle gösterdim. saki ilkokulda dayak yemiş hocasına işte bu beni dövdü der gibi kızılı gösteriyordum. işte bu.
herif beni tekrar yanına çagırıp bir kart uzattı masaj salonu 24 saat açık beklerim.
benden bir 50 daha koparıp kızın parasını otelde vermeyi unutma diye tembihledi.
sırtımı sıvazlatıp kartalın ön koltuguna yerleştim. henüz sakalları yeni çıkmış yeniyetme bizi beyogludan dolapdere tarafına dogru götürmeye başladı. arabada çıt yoktu. kızlar kendi aralarında anlamadıgım dilde konuşuyorlardı. yeni yetmeye göz ucuyla baktım. vitesteki tespih ile hayat bu der gibi yüzüme baktı. şanslısın moruk kaptın hatunu dedi.
o an para ile kaptıgım manıtanın yüzüne aynadan baktım. bir ara göz göze geldik o da sanki bu durumdan bunalmış gibi bir iki saniye bana baktı.
otele gelince velet benden 20 lira istedi. otele girdigimizde kadın merdivenleri önden çıkıyor bende arkasından bu dolapdere pisligin de kayboluyordum.
otel görevlisi recep ustayı selamlayıp ona da 30 ytl bayıldıktan sonra avrupa filmi karesi gibi bir manzara ile karşılaşmıştım.
sarı ve kahverenginin tonlarında odaya daldık. kızıl saçlı şebnem üzerindekileri çıkarmaya başladı. hadi der gibi gözüyle beni soydu.
banyoya girip duş alacagını söyledi.
ufacık sade bir yatak ile kalakalmıştım. iyi bir hikaye için dedim. üzerimi çıkardım yatagın ucuna oturup beklemeye başladım. kadın banyodan çıkınca para istedi. cebimdeki son 50 yi ona verirken sessizligimi bozdum.
gerzek konumuna düşmek de istemedigimden kelimeleri seçerek konustum. ama o beni susturup şartları sıraladı.
sakın dedi sakın beni öpmeye kalkma öpüşmem. bunu biliyordum bu tip meslek sahibi kadınlar öpüşmeyi kendilerine saklamışlardı. bende bu geniş agızlı kadını yalayıp yutacak değildim.
sertlikden hoşlanmam diye kesip attı…
If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.

Comments
No comments yet.
Sorry, the comment form is closed at this time.