oturmuş
Aslında basit bir durumdu bu. Ama anlatması güç ve sıkıcı olabilirdi. İlk önceleri bir şeyler denediğini düşünmüştük. Soru sormadık uzaktan baktık. İçimizdeki merak kabardıkça kabardı da yanına gidip bir iki laf ettik.
Dedik Bay Vader nedir. İlk başta sözü agzımızdan çıkaramadık. Tekrarladık. Komik duruma düştük. Olası kafiyeye kapılmıştık.
Bize sırıtır gibi bakıp bana kitap cümleleri ile gelmeyin dedi. Sesi kesin ve netti. İkisi aynı sayılmaz mı dedi okuyan biri. Bende o yöne bakıp başımı salladım.
Oturmuş kahve köşelerinde tüm dizileri seyredalıyordu sonrada karşımıza dikilip bana kitap cümleleriyle gelmeyin lan diye kükrüyordu.
Bizde ellerimizdeki Ömer Seyfettin kitaplarını bırakıp onunla konuşmaya çalıştık.
Her kelimemizi düzeltiyor olmaz öyle denmez diye diye muhabbette bir ilerleme sağlayamıyorduk.
Aklımdan geçenleri bir ben bilirdim bir de yanımdaki kadim dostum cümle içinde kullanmaktan çekindigim Kerem.
Kerem gene en iyi kafiyelere uyacak şekilde adamı süzdü ve…
Bir isim dedi. Aklıma gelen bir isim.
Bay Vader başını ona dödürerek söyle bakalım dedi. Sanki bir yalan tutmuştu onu devam ettirecekti.
Ben dedi kadınları dikizliyorum dedi Kerem. Fakat bunda da hiç başarılı degilim.
Ben ona baktım o Bay Vader a baktı. Bundan sonra masumiyet bitti dedim. İçimden gene kitap cümlesi kurmuştum. Adam bana bakıp biraz titredi. Elini gösterip bu el neler hissetti bilir misin dedi. Soguk havaları, sıcagı, güzel kokulu bir kısragı.
Kısrak derken işin ne tarafa gidecegini kestirememiştik. Ya o olgunlukta değildik ya da ilkokulda bunlar ögretilmiyordu. Çantalarınızda ne var bakalım dedi. Boyumuzdan büyük çantaları ona verip içini karıştırmasını seyrettik.
Gene bana böyle gelmeyin dedi. Elinde tuttugu Ömer Seyfettin kitabına bakıp bunlarla zaman kaybetmeyin dedi.
Ben seviyoruz dedim. Sonra neyi sevdigimi düşündüm. Ömer Seyfettini mi seviyordum yoksa kitap okumayı mı.
Adam işte bende bunu diyorum dedi. Sevmeyin sevilmeyin.
Kerem duraksadı. Okulda ögretilenin, iyiligin tam tersi olarak karşımızda duruyordu bu adam.
Olmayan bir şeyle neden bu kadar çok içli dışlısınız dedi. Sonra kendi de kurdugu cümleyi begenmedi.
Sırtıma dokunup gelin size biraz kadınlardan bahsedeyim dedi.
Onunla sıra olmuş yürüyorduk. Sokak an ve an karardı. Canımız sıkıldı.
Kereme dönüp korkma evlat şimdi gerçeklerle yüzleşeceksin dedi.
Saat 3 olmasına ragmen hava gittikçe kararıyordu.
Canım sıkıldı ama kitap cümlesi kurmaktan utanarak sessizligimi korudum.
Belki 5 adım atmıstık belki on işte geldik dedi.
Baktık her yer kararmış
Bir sigara yaktı. İyi bir nefes çekti, dumanı savurdu. Ufak zibidiler deyip boyumuza eğildi.
Kadınlarla ilgili değildi anlatacagım dedi.
Seninle ilgiliydi, Kendinle, hayat ile o anlamsızlıkla ilgiliydi. Senin gururun kibirin çok bilmişligin ile ilgiliydi.
Tepeden bakmaların hayatı anlamadan sorgulamaların, basitlikten kaçıp komplike davranışlarınla ilgiliydi.
10 yaşındaki çocuk ne anlardı ki tüm bunlardan.
Gölgesi kabardı kendi kibiri kendi gölgesini büyüttü. Bir çıglık koptu havada. Bizi içine alan karanlık tarafa geçti……
Aslında o an bir sigara yakıp bunları hiç düşünmemiştim dedim.
Aklımda sol kolunu yıllarca kullanmayan bir adamın hikayesi vardı. Bay kasper yıllarca sol elini yumruk yapmış beklemedeydi.
Hepimiz neden böyle durdugunu anlamamışken o yumrugun nereye patlayacagını düşünüştük.
Aksamları evini ziyaret edip gerçektende sol elini hala yumruk olarak tutuyor mu diye konrol ederdik.
Hikaye buydu. Yıllarca sıktıgı yumrugu hayal ederdik. Kime patlayacak o yumruk diye.
Sonunda hikaye o kadar saçma bir şeye sinirlenip boşa harcanacaktı ki. Hepimiz hadi be diyecektik. Yılları yedigi sol el yumruk olup adamın tüm sinirini alacaktı.
Hikaye buydu ama ben gittim ne yazdım şimdi anladım bu cansıkıcı bir durum.
Kısa film olur mu bu bir sormalı…..
If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.

Comments
No comments yet.
Sorry, the comment form is closed at this time.