benim otuzbirim
Kollarım ağrıyor. Ellerim tutmuyor. Söyleyecek sözüm kalmadı onun için sayıklıyorum. Köşe başında yediğim sopanın hesabını veriyorum sanki.
Başlamak gerek.
Kollarımın ağrısı onun suratını dağıttığım kadar ince bir çizgi. Sen bana bakıp hoşlandığını söylüyorsun. Ben de bunun ne kadar boş olduğunu tekrarlıyorum. Tıpkı demin orospu dediğim gibi. Onun bacaklarının arasında gezinirken ufak titremeler, dudak ıslatmalar küçük oyunlar sezmiştim. Hepsi bu ıslaklığın bir parçası oldu ve o hepsinden gizli beyaz gömleği, deri ceketi ve ağdalı kolları ile bana sarıldı.
Gözlüğü kemik renkli tam bir cinsel organı çağrıştırıyordu. Ben ona en ilgili alandan bir gönderme yaptım. Diğer orospular gibi ağdalı değildi. Daha yayvan ve ameliyatla toparladığı vajinasına daha farklı baktım. Dilimin arasında ince bir çizgi yaratmıştım. Bunu diğer fahişelerde söyledi. Bunun bana ne yarı oldu bilmiyorum ama artık hepsinden uzak durarak arkalarına geçiyordum.
Saçlarını toparlayıp ona benim otuzbirim olduğunu söylediğimde ne kadar heyecanlandı, nasıl ıslandı dudakları.
Bunu anlat bana.
Ben onun gögüsüne yaslanmışken diğerleri bana alçakça oyunlar oynayacaktı.
Ya çok sarhoştum ya da bilincimi kaybetmiştim. Kadını yataktan fırlatmak istiyordum masada duran bira şişesini yere fırlattım. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama bu beni daha mı sert mi kılmıştı.
Hiç sanmıyorum.
Kadına bakıp ruj izini takip ettim. Gözleri renkli miydi. Yoksa biraz kalın mı beli. Hatırlamıyordum.
Duşun altında soğuk terler atarken kapı çaldı, telefon uğuldadı.
Son otuzbir vakti gibi geldi.
Çok fazla değil aslında bundan 10 yıl önce nerede duruyorsa ellerim halen orada. Bunu giriş olarak algılayın. Çıkış için bir yol düşünürüz.
If you enjoyed this post, please consider to leave a comment or subscribe to the feed and get future articles delivered to your feed reader.

Comments
No comments yet.
Leave a comment